CİNSİYET HORMONLARI

Kız ve erkek çocukların bedenleri doğdukları andan itibaren belirli bir süre birbirine benzer. Ancak aradan yıllar geçtikten sonra her iki bedende de farklılıklar ortaya çıkmaya başlar. Erkeklerin sakalları çıkar, sesleri kalınlaşır, omuzları genişler ve tipik erkek bedeni görüntüsüne sahip olurlar. Kızlar da tipik kadın bedeni şekline sahip olmaya başlarlar. Cinsel bölgeler hariç birbirine oldukça benzeyen iki beden, ergenlik çağında bu hormonların salgılanmasından sonra çok farklı görünümlere sahip olur.

Kadın ve erkek bedenleri arasındaki farkı oluşturan, Allah'ın büyük bir düzen içinde yarattığı cinsiyet hormonlarıdır. Cinsiyet hormonları erkekte testosteron, kadında östrojen ve progesterondur. Bu hormonların salgılanma mekanizmalarını incelediğimiz zaman yine birçok yaratılış mucizesine şahit oluruz.
Cinsiyet hormonları erkekte testislerden kadında yumurtalıklardan salgılanır. Ancak bu hormonların salgılanmasını sağlayan sistem, bu organlardan çok daha uzakta bulunur. Daha önce de incelediğimiz gibi cinsiyet hormonlarının salgılanması hipofiz bezi ve hipotalamus bölgesi tarafından kontrol edilir.

Cinsiyet hormonlarının harekete geçirilmesi için doğumdan itibaren uzun yıllar beklenir. Bu çok büyük bir mucizedir. Çünkü beynin hipotalamus bölgesi, doğumdan itibaren yıllar boyunca, cinsiyet hormonlarının salgılanma emrini vermez. Ancak en doğru zaman geldiği anda, yani çocuk artık ergenlik çağına ulaştığı anda, hipotalamus hipofiz bezine bir emir gönderir. Bu emir GnRH hormonudur. Hipotalamusun, milyarlarca insanda bu zamanı şaşırmaması çok olağanüstü bir olaydır. Küçücük bir et parçası günleri, ayları, yılları hesaplayarak, bir takvime sahip olmadan, daha doğrusu bir takvimden anlayacak akla ve şuura dahi sahip olmadan bu kusursuz zamanlamayı nasıl yapabilmektedir? Bu gerçek, hipotalamusun, Allah tarafından bu zamanlamayı yapacak şekilde tasarlandığının büyük bir delilidir.

Bu emri alan hipofiz bezi iki hormon (LH ve FSH) salgılar. Bu hormonların hedefleri kadınlarda yumurtalık, erkeklerde testislerdir. Hormonlar yıllardır atıl duran bu organlara "harekete geçin" emri verirler.
Testisler ve yumurtalıklar da hem erkek ve kadına özgü cinsiyet hücrelerini üretmeye, hem de cinsiyet hormonları salgılamaya başlar.

Burada çok dikkat çekici bir nokta vardır. LH ve FSH hormonları hem kadında hem de erkekte aynı moleküler yapıya sahiptir. Ancak her ikisi de kadın ve erkek bedeninde farklı olaylara neden olur.

Bu hormonların farklı etkilere sahip olmaları ve salgılanmak için uzun yıllar beklemelerinin ne kadar büyük bir mucize olduğu konusunu "Zaman Ayarlaması ve Cinsiyet Ayrımı Yapabilen Hormonlar (FSH ve LH)" başlıklı bölümde incelemiştik.

Şimdi erkek ve kadın üreme sistemlerinin nasıl geliştiklerini inceleyelim ve Allah'ın yeni bir insanın dünyaya gelmesi için nasıl bir sistem var etmiş olduğunu görelim.

KADIN ÜREME SİSTEMİ


Kadın üreme sisteminin en önemli organı her biri 10-20 gram ağırlığında olan yumurtalıklardır. Yumurtalıklar, doğacak bir insanın yarısı olarak kabul edilen yumurta hücresini yaparlar. Doğacak insanın diğer yarısı ise erkek bedeninden gelecek olan sperm hücresidir.

Yumurtalıkların bir diğer görevi ise cinsiyet hormonlarını üretmektir. Bu çok önemli bir görevdir, çünkü cinsiyet hormonları çocuk bedenini bir kadın bedeni haline getirir. Bu işlem adeta bir heykeltraşın bir heykel yapmasına benzer. Ancak hormonlar bu heykeli heykeltraş gibi dışardan değil, heykelin yani bedenin içinden şekillendirir.

Örneğin, kadında üretilen cinsiyet hormonlarının salgılanmasıyla, leğen kemikleri genişler. Bu çok özel bir tasarımdır ve gebelik durumunda anne rahmindeki bebeğe yer sağlamak amacıyla yapılmıştır.



Cinsiyet hormonları bir heykeltraş ustalığı ile kadın ve erkek bedenini şekillendirirler.

Bu durumda tekrar düşünmek gerekir. Kadın hormonlarını üreten hücreler, ileride kadının hamile kalabileceğini ve bebeğin daha geniş bir alana ihtiyacı olacağını nasıl bilirler? Bu bilgiye sahip olduklarını varsayalım. Peki leğen kemiğini oluşturan hücrelere, ne kadar bölünmeleri ve leğen kemiğini ne kadar genişletmeleri gerektiğini söylemeyi nasıl başarırlar? Leğen kemiğinin ne büyüklükte olması gerektiğini nasıl bilirler?

Ayrıca kadınlarda fiziki olarak yağların kalça ve uyluklarda toplanması da yine östrojen etkisi nedeniyledir. Erkek çocukta ise gelişme evresinde yağ değil, çizgili kas kitlesi artar. Kadınlarda yağ kitlesi artışı ileride gebelik ve süt verme döneminin gerektireceği enerjinin depolanması için özel olarak ayarlanmıştır. Cinsiyet hormonları kadında ince ses gelişimine neden olurken, erkekte kalın ses gelişimine neden olurlar. Nasıl olur da hormon molekülleri erkek sesi ve kadın sesi arasındaki farkı bilirler? Nasıl olur da erkek sesinin kalın ve kadın sesinin ince olması gerektiğine karar verebilirler?Ve aynı formüle sahip hormonlar nasıl olur da kadında ince, erkekte kalın bir ses oluşturmayı başarabilirler?

Kadınlık hormonlarının belirli bir yaşa kadar salgılanmamalarının da çok önemli bir hikmeti vardır. Çünkü dişinin vücudu aklen ve beden olarak yeterli olgunluğa geldiğinde, yani vücudu bir bebeği taşıyacak olgunluğa, aklı da onu büyütüp yetiştirecek olgunluğa geldiği yaşlarda kadınlık hormonları devreye girmeye başlar. Kemalettin Büyüköztürk, İç Hastalıkları, s. 369  Şüphesiz bu düzenleme, insanın belirli bir plan dahilinde yaratılmış olduğunun bir başka delilidir.

DÖRT HAFTALIK YAŞAM PERİYODU


Sağlıklı bir kadının bünyesi, her dört haftada bir kapsamlı bir hazırlık yapar. Bu hazırlık, yeni bir insanın dünyaya gelmesini sağlamak için, kadın bedeninde bulunan hücreler tarafından gerçekleştirilir.
Nasıl bir anne çocuğunun her türlü ihtiyacını düşünür, onun sağlığına, gelişimine özen gösterir ve çocuğu için uzun vadeli planlar yaparsa; annenin üreme organlarını oluşturan hücreler de yumurta hücresine aynı hassasiyeti gösterirler. Yumurta hücresinin döllenmesi için kendilerine öğretilmiş uzun vadeli bir plana uyarlar. Bu planın uygulanmasında başlıca faktör elbette hormonlardır.

Dört haftalık bölümün hemen başında hipofiz bezi LH hormonu üretir. Bu hormon kafatasından yola çıktıktan sonra, uzun bir yol katederek kan yoluyla yumurtalıklara ulaşır. Artık yumurtalıkların faaliyete geçme zamanı gelmiştir.

Yumurtalığın içinde binlerce olgunlaşmamış (çekirdek) yumurta hücresi bulunmaktadır. Hipofizden gelen LH hormonunun etkisiyle bu çekirdek hücrelerden bir bölümü olgunlaşmaya başlar. Gelişen hücrelerden yalnızca bir tanesi tam olarak olgunlaşacak ve yumurta hücresi olarak yumurtalıktan dışarı salgılanacaktır. (İki hücrenin salgılandığı ve her ikisinin de döllendiği durumlarda "ikiz" bebekler dünyaya gelir)



Kadının cinsiyet hormonlarının üretildiği yumurtalıklar

Gelişmekte olan yumurta hücresine ve etrafında bulunan besleyici tabakaya folikül denir. Hipofiz bezinden gönderilen FSH hormonu folikül üzerinde çok ilginç bir hareket yapar ve folikül birden özel bir molekül üretmeye başlar. Bu molekül "östrojen" isimli hormondur.

Daha kendisi tam olarak gelişmemiş olan folikül, nasıl olup da bir hormon üretmeye başlamıştır? Bu üretimin amacı nedir? Bu soruların cevapları bizi bir başka yaratılış deliline götürecektir.

Folikülün ürettiği moleküller, yani östrojenin kadın vücudunda üstlendiği görevler ise, yaratılıştaki mucizeyi bir kez daha göstermektedir. Şimdi bu görevleri kısaca görelim:

1. "Östrojen" hormonunun hedeflerinden biri "döl yatağı"dır. Döl yatağı, döllenmiş yumurtanın gömüleceği ve bölünerek büyüyeceği yuvasıdır. Östrojen hormonunun etkisiyle birlikte döl yatağında bir hazırlık başlar. Döl yatağının duvarlarının kalınlığı 3-5 kat artar ve kılcal damarlar tarafından sarılır. Eğer döllenme gerçekleşirse, yumurtanın ihtiyacı olan besin bu damarlardan karşılanacaktır.

Bu gerçek bir mucizedir. Çünkü henüz gelişmekte olan folikül, içinde bulunan yumurta hücresinin geleceğini adeta düşünmekte ve yumurtanın ilerde beslenmesi için gerekli tedbirleri almaktadır. Yumurtanın gelecekte barınacağı döl yatağının hazırlık yapmasını sağlamaktadır.
Bu noktada bazı sorular sormak gerekir;

Folikül, yumurta hücresinin salgılandıktan sonra döl yatağına ulaşacağını ve burada konaklayacağını nasıl haber almıştır? Döl yatağındaki kılcal damarın yumurta hücresine besin sağlayacağını nasıl bilmektedir? Bu kılcal damarların çoğalmasını sağlayacak formülü kimden öğrenmiştir?

2. Östrojen etkisi ile döl yatağı kasları da gelişmeye başlar ve kas gücü artar. Bu da olası bir döllenme halinde yumurtanın yerleşeceği yatağı korumak için alınmış bir önlemdir.

3. Kadınlarda gelişme döneminde, göğüs bölgesinde görülen büyüme de doğrudan östrojen hormonunun etkisine bağlıdır. Östrojen göğüslerde yağ toplanmasını artırır, aynı zamanda göğsün içinde süt bezlerinin de çoğalmasını sağlar.Bütün bu hazırlıklar ileride doğacak bebeğin anne tarafından emzirilmesini sağlamak içindir.

4. Kadına özgü vücut yapısının diğer kısımlarının inşa edilmesi de östrojen sayesinde gerçekleşir. Bu da çok ilginç bir durum oluşturur. Örneğin östrojen kadında göğüs bölgesinin genişlemesini sağlar. Hiçbir zaman bu hormon gidip omuz kemiklerinin genişlemesini ve erkeksi bir görünüme sahip olmalarını sağlamaz.

Kadında ince sesin gelişimini sağlayan da östrojendir. Östrojen kadında erkek sesi yapmaz. Her zaman nasıl bir ses yapması gerektiğini, yani kadın sesi yapabilmeyi çok iyi bilir. Kadın bedeninin kendisine özgü özelliklerini inşa eden heykeltraş "östrojen" hormonudur.

5. Östrojen aynı zamanda döllenmenin kolaylaşmasını da sağlar. İkinci haftanın sonunda yumurta hücresi döllenmek için en uygun duruma geldiğinde kandaki östrojen miktarı da oldukça artmış olur. Bu da döl yatağından vajinaya doğru özel bir sıvının salgılanmasına neden olur. Bu sıvı erkek üreme hücresi olan spermi kendi içinde hapseder ve yukarı doğru taşır. Bu sıvı spermin hareketliliğini artırır ve spermi yukarı doğru, yani yumurta hücresine doğru taşımış olur.


Erkek üreme hücresi olan sperm

6. Anne rahmi –eğer özel bir önlem alınmazsa- son derece mikrobik bir ortamdır. Bu, annenin ve doğacak bebeğin sağlığı için ciddi bir tehdit oluşturur. Peki bu tehlikeyi ortadan kaldırmak için nasıl bir önlem almak gerekir? Östrojen hormonu mucizevi bir şekilde bu tehlikenin bertaraf edilmesini sağlar. Östrojen molekülleri anne rahmindeki epitel hücrelere ulaştığında bu hücreler asit salgılamaya başlarlar. Bu asidik ortam, yararlı mikropların (döderlein basilleri) çoğalması için uygun bir ortam sağlar ve aynı zamanda vajinayı enfeksiyonlara karşı korur. Oğuz Kayaalp, Rasyonel Tedavi Yönünden Tıbbi Farmakoloji, s. 2750  
Küçücük bir folikülün ürettiği kimyasal molekül, bir insanın bedenini baştan aşağı şekillendirmekte, aynı zamanda gelecekte yeni bir insanın doğması için gerekli düzenlemeleri yaptırmaktadır. Oysa östrojen hormonu, atomların yanyana dizilmesi ile meydana gelmiş şuursuz bir maddedir. Şuursuz hücreler tarafından üretilmekte ve şuursuz hücreler üzerinde etkili olmaktadır. Ancak bütün bu olaylar büyük bir plan içinde gerçekleşmekte ve bu planın sonunda insan cinsiyetlerinden biri eksiksiz olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu durumda şu gerçek tekrar görülür:

Östrojen hormonu üzerinde tecelli eden akıl ne şuursuz atomlara, ne şuursuz hücrelere ne de tesadüflere ait olamaz. Bu akıl insanı bir erkek ve dişi olarak yaratan ve insanı benzersiz bir şekilde yoktan var eden Allah'a aittir.

Ey insanlar sizi tek bir nefisten yaratan, ondan eşini yaratan ve her ikisinden birçok erkek ve kadın türetip-yayan Rabbinizden korkup-sakının. Ve (yine) kendisiyle, birbirinizle dilekleştiğiniz   Allah'tan ve akrabalık (bağlarını koparmak)tan sakının. Şüphesiz Allah, sizin üzerinizde gözeticidir. (Nisa Suresi, 1)

YUMURTA HÜCRESİNİ KARŞILAMAK İÇİN YAPILAN HAZIRLIK


Dört haftalık yaşam periyodunun ikinci bölümüne, yani yaklaşık olarak 14. güne gelindiğinde olgunlaşan yumurta, yumurtalıktan dışarı bırakılır. Artık yumurta hücresinin anne rahmine doğru yolculuğu başlamıştır. Bu yolculuk sırasında döllenirse yeni bir yaşam başlayacak, döllenemezse ölecek ve vücuttan dışarı atılacaktır.

Yumurta hücresi yumurtalığı terk etmiş ve bir yolculuğa çıkmıştır. Ancak geride bıraktığı yumurtalığın içinden ve çok uzaklarda bulunan hipofiz bezinden kendisine büyük bir destek gelir.

Hipofiz bezi, salgılanan yumurtanın yardıma ihtiyacı olduğunu adeta bilir ve LTH isimli özel bir hormon salgılar. Bu hormon kan yoluyla yumurtalıklara gelir ve yumurtalığın içinde bulunan "korpus luteum"a etki eder. Korpus luteum da progesteron hormonu salgılar.


1. korpus luteum
2. bozulmaya uğramış korpus luteum
3. birincil fölikül
4. kan damarı
5. gelişme aşamasında olan folikül
6. ikincil oosit
7. olgun kabarcıklı folikül
8. dış tabaka
9. olgunlaşmış folikül
10. patlayan folikül
11. yumurtalık çıkışı
12. yumurta

Kadınların cinsiyet hormonlarının üretildiği yumurtalığın yapısı

Progesteron hormonu da özel bir tasarım ürünüdür ve çok özel amaçlar için üretilmiştir. Yumurtalıktan hiç dışarı çıkmayan ve dış ortamı hiç göremeyen korpus luteum hücrelerinin ürettiği bu hormon, çok uzaklarda bulunan birçok hücreyi etkilemektedir. Bu hücrelerin belirli bir plan dahilinde hareket etmelerini sağlamaktadır. Bu olay insan bedenindeki yaratılış mucizesinin bir başka örneğidir.

Progesteron molekülleri döl yatağına ulaştıkları zaman, tıpkı östrojen gibi yumurta hücresinin karşılanması için bir hazırlık yapılmasını sağlarlar, bir anlamda östrojenin gücüne güç katarlar.
Progesteron hormonu aynı zamanda içinden salgılandığı yumurtalığın kendisine de etki eder. Yumurtalıktan yeni bir yumurta hücresinin serbest bırakılmasını engeller. Aksi takdirde anne karnında bir embriyo gelişirken, ikinci bir yumurta hücresi de döllenecek ve hem gelişmekte olan embriyo hem de anne açısından çok tehlikeli bir durum oluşacaktır.

Progesteron molekülleri döllenme gerçekleştikten sonra, ikinci bir döllenmenin gerçekleşmemesi gerektiğini, bunun için yumurtalığın faaliyetinin durdurulması gerektiğini nereden bilirler? Yalnızca bir molekül olan progesterona bu özellikleri kim kazandırmıştır? Kuşkusuz bunlar, üzerinde düşünülmesi gereken son derece önemli konulardır.

Progesteronun bir başka özelliği de hipofizden salgılanan oksitosin hormonunun etkisini azaltmaktır. Bu da bir başka planlama harikasıdır. Oksitosin hormonu daha önce de incelediğimiz gibi doğum yaklaştığı zaman devreye giren ve rahim kaslarının kasılmasını sağlayan bir hormondur. Bu kasılmalar sayesinde bebeğin anne karnından çıkması kolaylaştırılır.


a. Negatif geri besleme hipotalamusu engeller

b. hipotalamus serbestleştirici hormonlar salgılar.

c. Bu döngünün sonuna doğru kandaki östrejen ve progesteron seviyesi yükselir.

d. negatif geri besleme

e. ön hipofiz bezi FSH ve LH salgılar.

f. Foliküler östrojen ve progesteron salgılar

g. Östrojen ve progesteron rahim mukozasının büyümesine neden olur.

h. Östrojen ve progesteron hormonları ergenlik çağının başlamasına neden olur.

Kadınlardaki hormon kontrolünü gösteren bir şema. Hipotalamustan salgılanan FSH ve LH hormonları ile birlikte hormonal sistem aktifleşmeye başlar. Bunun sonucunda salgılanan östrojen ve progesteron hormonları kadında ergenlik çağının başlamasına neden olur.

Eğer döllenmenin ilk günlerinde oksitosin hormonu rahim kasları üzerinde etkili olursa, bu kasılmalar anne rahmine tutunmaya çalışan döllenmiş yumurtayı dışarı atacak ve gebelik hiçbir zaman gerçekleşemeyecektir. Bu aşamada devreye giren progesteron hormonu oksitosin hormonunun etkisini ortadan kaldırır ve döllenen yumurtanın vücuttan atılmasını engeller. Progesteron hormonu şaşırtıcı bir şekilde oksitosin hormonunun etkisini ortadan kaldıracak bir tasarıma sahiptir.

Şimdi tekrar düşünelim. Progesteron yumurtalığın içinde bulunan hücreler tarafından üretilmiştir. Oksitosin hormonu ise yumurtalığa çok uzak bir yerde, kafatasının içinde bulunan hipofiz bezinden salgılanmaktadır.
Progesteronu üreten hücreler, oksitosin hormonunun varlığını nereden bilirler? Oksitosin hormonunun, rahmin kasılmasına neden olacağını ve bu durumda döllenmiş yumurtanın dışarı atılacağını kimden öğrenmişlerdir? Hangi akıl ile bu olaya engel olmak için progesteron molekülünü tasarlamışlardır?

Şüphesiz bu olayda görülen planlama, bu planlamayı yapan bir aklın varlığını gösterir. Ve bu planlamanın yapılabilmesi için insan vücuduna ait bütün detaylara ve bilgilere hakim olunması gerekmektedir. İnsanı bütün özellikleri ile yaratan Allah, progesteron-oksitosin mekanizmasındaki uyumu da en ideal şekilde yaratmıştır.

Progesteron hormonunun bir başka özelliği daha vardır ki, bu özellik insanın kendisini yaratan Allah'a karşı olan acizliğinin bir başka delilidir.


A. falloop tüpü
B. rahim
C. yumurtalık
D. korpus luteum
E. saçak

Olgunlaşan yumurta, yumurtalıktan fallop tüpüne doğru atılır. (1) Fallop tüpü boyunca ilerleyen yumurta (3-4) rahme geldiğinde burada rahim duvarına gömülür. (5-6)

Döllenmiş bulunan yumurta hücresi, rahim duvarına ulaştığı ve burada büyümeye başladığı anda anne vücudu için bir yabancı konumundadır. Anne vücuduna ait savunma hücrelerinin, bölünmekte ve büyümekte bulunan hücre topluluğuna saldırmaları kaçınılmazdır. Bu saldırı insan hayatını daha başlamadan bitirecek ve gebelik hiçbir zaman gerçekleşemeyecektir.

Ancak progesteron hormonu savunma sistemi hücrelerinin rahim duvarında bulunan zigota saldırmalarını engeller. Bu da çok şaşırtıcı bir olaydır. Progesteron birçok görevinin yanında, bir de gelişmekte bulunan hücre topluluğunu saldırılardan korumaktadır. Şüphesiz bu olay, progesteronun çok üstün bir akıl, yani Allah tarafından yaratılmış olduğunu bir kez daha gösterir.

Progesteronun salgılanması daha önce de belirtildiği gibi dört haftalık dönemin ikinci bölümünde gerçekleşir. Bu zaman diliminde eğer döllenme gerçekleşmezse, kanda bulunan progesteron ve östrojen miktarı hızla düşer. Yeni bir insana hayat vermek için yapılan hazırlıklara şimdilik gerek kalmamıştır. Bu hazırlıklar (döllenecek yumurtayı beslemek için rahim duvarında çoğalan kılcal damarlar) vücuttan atılır ve bu kadınlarda regl olarak bilinen durumu meydana getirir.
Dört hafta sonra hipofiz bezinin FSH hormonunu salgılaması ile yumurtalığın içinde yeni bir yumurta hücresi olgunlaşmaya başlar. Böylece dört haftalık yeni bir hazırlık dönemi başlamış olur.

ERKEK ÜREME SİSTEMİ


Erkek üreme sisteminde de hormonlar başrolü oynar. Doğumdan yaklaşık 10 yıl sonra, gelişme çağının başlamasıyla birlikte erkek hormonları tam olarak devreye girer. Bu hormonların devreye girmesi, yine vücutta kurulu bir emir komuta zincirinin harekete geçmesiyle gerçekleşir. Bu emir komuta zincirinin en üst düzey yöneticisi hipotalamustur.

Hipotalamus doğumdan sonraki yıllarda her 3-4 saatte bir LHRH isimli bir hormon salgılar. Ancak bu hormonun salgılanma miktarı oldukça azdır. Yaklaşık on yıl sonra hipotalamus erkek bedeninin şekillenmesi için doğru zamanın geldiğini adeta anlar ve LHRH hormonunu daha kısa aralıklarla salgılamaya başlar. (Kemalettin Büyüköztürk, İç Hastalıkları, s. 392) LHRH hormonu emir-komuta zincirinin ikinci halkası olan hipofiz bezine ulaşır. Hipofiz bezi bu emri alır almaz LH isimli başka bir hormon salgılar. Bu hormon da erkek eşey bezlerine, yani testislere üretime başlama emrini verir.

Bütün bu işlemlerin başlaması niçin yıllar sürmektedir ve bu mekanizmanın çalışma zamanı nasıl belirlenmektedir? İşte bu soruların cevapları bilim dünyası için halen bir sırdır. Ne var ki insanın henüz sırlarını çözemediği bu sistem insanlık tarihinin başından beri insanların bedenlerinde çalışmaktadır.
LH hormonu kan yoluyla testislere ulaşınca burada bulunan hücreler testosteron isimli hormonu üretmeye başlarlar. Testosteron üreten hücreler adeta ait oldukları bedenin, çocukluktan erkekliğe geçme zamanı geldiğini bilmektedirler. Çünkü ürettikleri testosteronun kimyasal formülü, gelişmekte olan bir çocuğu yetişkin bir erkek yapacaktır.

Testosteron molekülleri vücuda dağılır ve belirli bölgelerde bulunan hücrelere ne yapmaları gerektiğini bildirir. Testosteronun, erkek bedenini oluşturan görevlerinden bazıları şöyledir:

1. Testosteron molekülleri kas hücrelerinin çoğalmalarına neden olurlar. Bu yüzden erkek bedeni kadın bedenine göre daha kaslı ve daha güçlüdür. Kas kitlesindeki artış tipik erkek bedeni görüntüsünü ortaya çıkarır.

2. Testosteron molekülleri aynı zamanda kıl kökü hücrelerine etki eder, sakal ve bıyık çıkmasına da neden olurlar. Alın saç çizgisi daha geriye çekilir.

3. Testosteron molekülleri ses tellerine dahi etki ederler. Erkeklerin seslerinin kadınlara göre daha kalın olması bu etkiden kaynaklanır. Testosteron molekülü ayrıca erkek bedenine dişi yumurtasını dölleyebilme özelliğini kazandırır.

Şüphesiz bütün bunları şuursuz bir molekülün yapıyor olması oldukça şaşırtıcıdır. Bu molekül adeta, bir erkek bedeninin özelliklerini bilmekte ve trilyonlarca hücreyi bir erkek bedeni oluşturmaları için yönetmektedir.

Testosteron hormonunun yaratılışındaki plan bunlarla sınırlı değildir. Bu hormonun etki mekanizmasında da açık bir tasarım görülür. Testosteron yukarıda sıraladığımız etkileri gerçekleştirmek için hedef dokuya (erkek genital organları) ulaşınca hücrelerin içine girer. Hücrenin içinde yine özel olarak testosteron için yaratılmış bir enzimle birleşir ve böylece testosteron çok daha etkili bir hale getirilir.



Erkeklerdeki hormonal yapıyı gösteren şema

Tasarım ve planlama halen bitmemiştir. Bu yeni oluşan hormon da yine kendisi için özel olarak tasarlanmış bulunan özel bir alıcıyla birleşir. Ortaya çıkan moleküler kombinasyon hücrenin DNA'sına bağlanır ve DNA'dan alınan bilgiler doğrultusunda yeni bir protein sentezi ortaya çıkarır. Bu olay erkek ve kadın bedeni arasındaki farkın belirmesini ve cinsel fonksiyonların devamını sağlar.

Ortada o kadar kusursuz yaratılmış bir sistem vardır ki, testosteron-enzim-alıcı üçlüsünden oluşan mekanizma, DNA'daki milyarlarca bilgi içinden, kendileri için yazılı bölgeyi bulur ve buradaki bilgiler doğrultusunda üretim yapılmasını sağlar. Örneğin sakal çıkması için sakal kökü hücrelerinin DNA'larında hangi bölgeye etki etmeleri gerektiğini bilirler. Sesin kalınlaşması için ses telleri hücrelerinin DNA'larında hangi bölgeye etki etmeleri gerekiyorsa o bölgeye etki ederler.

Burada verilen bilgi son derece önemlidir. Testosteron (C19H28O2), karbon, hidrojen ve oksijen atomlarının farklı sayılarda birleşmesinden meydana gelmiş bir moleküldür. Bu cansız, şuursuz varlık, DNA'da kendi işine yarayacak bilginin bulunduğunu nereden bilebilir? Daha da önemlisi, 3 milyar harften oluşan, binlerce ciltlik ansiklopediyi dolduracak kadar çok bilginin içinden, kendi aradığı bir kaç harfi nasıl şaşırmadan ve büyük bir hızla bulabilmektedir? Bugün, İnsan Genomu Projesi dahilinde, 10 yıldır çalışan yüzlerce bilim adamı, dünyanın en gelişmiş teknolojisini kullanarak, DNA'yı sadece okumayı başarabilmişlerdir. Ancak, DNA'nın hangi bölgesinin insan bedeninin hangi organı, proteini veya hormonu ile ilgili olduğunu henüz bilmemektedirler. Ancak, C18H24O2formülüne sahip östrojen ve C19H28O2 formülüne sahip testosteron hormonları, bunu çok iyi bilmekte, milyonlarca yıldır, milyarlarca insan bedeninde şaşmadan bildiklerini uygulamaktadır.

Şüphesiz yalnızca bu sistem dahi Allah'ın sanatının gözler önüne serildiği bir yaratılış harikasıdır.
Testosteron hormonu, hipofiz bezinden salgılanan LH hormonu sayesinde üretilir. Ancak testosteron LH hormonunun kontrolü altında olduğu kadar, LH hormonu da testosteronun kontrolü altındadır. Kanda testosteron miktarı arttığı zaman, testosteron molekülleri hipofiz bezine daha fazla LH hormonu üretmemeleri için baskı yapar. Ne zaman testosteron miktarı azalır, o zaman LH hormonunun üretimi tekrar başlar. Üretilen LH hormonu testisleri harekete geçirir ve azalan testosteron miktarının artırılması için ek üretim yapılmasını emreder.

Buradan açıkça şu sonuç ortaya çıkar; hipofiz bezi ve testisler arasında karşılıklı bir bilgi alışverişi yapılmaktadır. Şuursuz iki et parçası birbirlerinin üretimlerini kontrol etmekte ve elbirliği içinde insan için en ideal miktarda testosteron salgılanmasını sağlamakta, testosteronun az ya da fazla salgılanmasından doğacak zararları engellemektedirler. Daha doğru bir ifade ile her iki et parçasının içine birbirleri ile uyumlu bir şekilde çalışmalarını sağlayan moleküler alt sistemler yerleştirilmiştir. Bu kusursuz tasarım elbette bu sistemlerin belirli bir amaç doğrultusunda varedildiklerini, yani Allah tarafından yaratıldıklarını gösterir.

Aynı dönemde hipofiz bezinin salgıladığı FSH hormonu da testislerde sperm üretimini başlatır. Spermler yumurta hücresini döllemek için özel olarak tasarlanmış hücrelerdir. Gelişme döneminin başlamasıyla birlikte, en doğru zamanda FSH hormonunun salgılanması ve sperm üretiminin başlatılması bir başka tasarım örneğidir.

AYNI HAMMADDEDEN FARKLI CİNSİYETLER


Erkek ve kadın cinsiyet hormonlarının ortak bir özelliği vardır. Erkek hormonu olan testosteron ve kadın hormonları olan östrojen ve progesteron aynı hammaddeden yapılır. Bu hormonları üreten hücreler hammadde olarak kolesterol moleküllerini kullanırlar.

Nasıl olur da hücreler aynı hammaddeyi kullanarak farklı cinsiyetlerin oluşmasını sağlarlar? Bir testis hücresi kendisine verilen hammaddeyi erkek özelliklerini belirleyecek şekilde biçimlendirirken, bir yumurtalık aynı hammadde ile kadın özelliklerini oluşturan östrojen ve progesteron hormonları yapmaktadır. Aynı madde yalnızca bir hücrenin kendisine verdiği şekil sayesinde erkeğin sakallarını çıkartıp, omuzlarını genişletip, sesini kalınlaştırıp, sperm üretmesini sağlamaktadır. Yine aynı madde bir başka hücrenin kendisine verdiği farklı bir şekil sayesinde kadının leğen kemiğini genişletip, göğüslerini büyütüp, sesini inceltip, çocuk doğurmasını sağlayacak hazırlıkları yapmasını sağlamaktadır.

Hiçbir aklı olmayan hücreler, aynı hammaddeyi kullanarak çok farklı amaçlar için kullanılan ve her biri kusursuz birer tasarıma sahip moleküller üretmektedirler. Yalnızca bu örnek bile, gözle görülemeyecek kadar küçük hücrelerin üzerlerinde tecelli eden aklın büyüklüğünü göstermeye yeter.

Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah'ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah'ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için. (Talak Suresi, 12)